Pages

30 Ekim 2016 Pazar

Bulutların Üstündeki Karanlık - Ön söz - Başlangıç

Gece yürüyüşlerini oldukça seven bir adam. Bir gece her gece olduğu gibi sokakların karanlığa büründüğü bir saatte evin kapısından dışarı adımını attı. Havayı derin derin içine çekti gökyüzüne bakarak. Bahçe kapısından dışarı çıkıp karanlığa gömüldü. Rüzgarın hafiften saçlarını okşamasını hissediyor. Ağaçların bir oraya bir buraya doğru sallanırken dallarında kalan son yaprakları da uçurmasını izliyor. Rüzgarın gücünü hissediyor içinde. Havada yağacak gibi kara bulutlar başının üstünde o adamı izliyor.

Bir yıldırım sesi ile irkilen adam pişman oluyor evden çıktığına. Önce bir duruyor ve gideceği yöne bakıyor. Ani bir dönüş yapıyor ve öylece yerinde kalakalıyor gördüğü karşısında. Bir çift göz. Sadece göz. Soğuk mavi ve parlak bir göz. Acı duyuyor önce.  Sonra acının geldiği yere bakıyor ve gördüğü şey vücuduna saplanmış değişik oymalı bir bıçak. Ölümün geleceğini biliyordu fakat bu kadar erken olabileceğini tahmin etmiyordu adam. Hayatı burada artık son bulmuştu. Hiç bir şey fayda değildi. Dehşetle ölümün gözlerine o soğuk ve donuk gözlerine bakıyor kararan gözleriyle. Yere yığıldığında ise sadece karanlık...




Başlangıcı olan her şeyin bir sonu vardır diye düşündüm. Yani haliyle bir ortası da olması lazım. Giriş, gelişme ve sonuç olarak yaşamıyor muyuz hayatımızı? Doğduk, yaşıyoruz ve öleceğiz. Uzun zamandır bir fikir kafamda kök salmışken bende bir başlangıç yapayım dedim. Sonuçta başlangıç çizgisinden bir adım ileri attım. Bitiş çizgisine varır mıyım? Gelişmeyi atlarsak direk sonuca ulaşırız :). 

Devamı kısa sürede gelecektir buna emin olabilirsiniz. Fakat ne zaman gelir bilmiyorum ama başlangıcın unutulmadan gelmesi dileği ile diyorum. Herkese keyifli günler diliyorum.







29 Ekim 2016 Cumartesi

Hayata Alışma Süreci



Bunaltıcı yaz akşamlarından buz kesen kış akşamlarına geçiş var içimde.
Baharlarım yıllar önce yok oldu zaten.
Malum küresel ısınma mevzuları!

21 Ekim 2016 Cuma

Lagara Lugara

Merhabalar değerli dostlarım. Bu gece birazda olsa kasvetin ağırlığından kurtuldum. Sinirlerim yıpranmış, sağa sola sövmek istesem de içimde bilinmeyen bir mutluluk var. Bu duygularla yazıyorum bu yazıyı.

Paydos ederken bugün olanları başa sardım bir daha düşündüm. Öfkeyle baş edemeyen hemen parlayan insanlar vardı. Arkadan dedikodu yapıp kuyu kazanlar vardı. İşe girdiğim ilk günden beri benim yanımda olan beni kollayan, kaçıp gitmememe vesile olan abilerimde vardı. Herkesten uzak durmaya çalışsam da bana sürekli samimi davranıp aslında nefretini gözünden okuduğum insan hep vardı. Umurumda mı? Değil tabi ki niye öyle insanların kafamı ağrıtmasına izin vereyim. Bu aptallıktan başka bir şey değil. Neyse ben sizi daha fazla bu iş muhabbeti ile boğmak istemiyorum. Bir müzik açalım dinlerken devam edelim.





Bir yazı yayınlarken aklımda milyonlarca sorular oluyor. Acaba beğenilir mi? Yayınlamasam mı? Çok mu kötü oldu acaba? İlk başlarda böyle bir kaygılarım yoktu. Zaten ilk başta okuyucum da yoktu. Şimdi mesela 51 takip edenim var ve biraz sorumluluk yüklü omuzlarımda. Her zaman da belirttiğim gibi blog maceramın en başlarında okunsun diye bir hevesim yoktu. Sadece ben buraya kaydedeyim. Olur ya belki bir gün bir kaç kişi okur. Olmadı çocuklarım okur (50 sene sonra :D).
Ben bu tip düşünceler içindeyken bir gün paylaşma kararı verdim ve bir yazımı google+ topluluklarında paylaştım. Bir kaç yorum aldım (Düşünsene biri benim yazdığımı beğeniyor. Nasıl bir duygu bu. Nasıl bir şey. Ben yaptım ve benim yaptığım bir iş beğeniliyor. Hem de hiç tanımadığım yüzünü görmediğim bir kişi tarafından.). Bende bu topluluklardan ilgimi çeken yayınları okumaya ve ilginç konularda dilimin döndüğü aklımın yettiği kadarı ile yorumlamaya başladım. Takip ettiklerim oldu bir sonraki ve bir sonraki yazısı için. Takip edip bir sonraki yazılarını beğenmediğim için çıktığımda oldu takipten. Yazılarım okunsun gibi bir niyetim yoktu aslında ama durum böyle olunca neredeyse bütün sosyal medya sitelerinden hesaplar açtım (hiç birini kullanmadım). Çoğu yerde paylaştım aman aman tıklanma olmasa da benim için büyük sayılara ulaştı diyebilirim. Sonrasında sıkıldım artık paylaşmaktan. Şimdi çok az bir paylaşım yapıyorum ve tıklanma oranı 4/3 geriledi diyebilirim. Önemli değil ben bana gelen yorumlardan hep memnunum. Hepiniz mükemmelsiniz. Şimdi en başa dönüyorum. Şu an korkusuzca yayınlıyorum yayınlarımı. Çünkü 1 kişi bile beğense o şiiri yada yazıyı o bana yeter. Aslında bir de kendimiz içinde yazıyoruz. Kafamız dağılıyor o iş yerinin stresinden uzaklaşıp, dünyanın adaletsizliğini azda olsa görmezden gelip, tüm bencilliklerden sıyrılmış bir şekilde. 




Bir kaç konu var aslında canımı sıkan. Çok büyük olmasa da bu konu canımı sıkıyor. Sizinle alakası yok kesinlikle :). Mesela bilgisayarımda bir taraftan müzik dinlerken diğer taraftan yazı yazamıyorum. Donup duruyor kahrolası gevur yapımı. :) Zaman zaman sinirlerimin gerildiğini hissetsem de yatıştırıyorum kendimi. Klavye zaten tir tir titriyor anlatamam.. :)  Diğer bir konu ise telefonum.(Herhalde sorun kalmadı gibi. Ama 1 ay sonra hiç bir sorun kalmayacak.) Takip ettiğim o şahane insanların yazılarını şiirlerini okuyor bazen de okuyamıyorum. Okuduklarımı yorum yazıyorum bazende yazamıyorum. Bunun sebebi telefonun ani kapanmaları (Batarya aldım daha yeni sorun olmaz daha sanırım). Yazıyı okuyorum beğeniyorum. Yorum yazıyorum artık son kelime ve telefon kapanıyor. :) Bende son zamanlar yorum atmamayı tercih ettim. Eve geldiğimde de bilgisayarın yavaşlığı itici geldiği için de açmıyorum. İşte bazı akşamlar sabahtan çok ilgimi çeken ve yorum yapmalıyım dediğim yazılara hemen giriyorum ve yorumumu bırakıyorum. Lütfen yorum yapmadıklarım yanlış anlamasın. Yazının daha gerisinde de belirttiğim gibi dilim döndüğünce ve aklım yettiğince. Duygularını bir türlü karşı tarafa geçiremeyen genç bir kardeşinizim ben. 



Peki en alıcı noktaya gelelim. Ben yalnızlık meydanı altında şiirlerimi paylaşıyorum, yazılarımı yazıyorum. Hiç merak eden oldu mu? Bu "Yalnızlık Meydanı" neyin nesi diye. Bulutsuzluk Özlemi'nin  Karanlık ve Soğuk adlı bir parçasının içinden geçen bir mekan adı.  

Yalnızlık meydanında arkadaş konuşmalar
Salepçiler, kokoreççiler.
Hiç üşümez bu insanlar....
...

Çok sevdiğim şarkılardan sadece bir tanesi. Duygulanırım dinlerken. Beni çok etkilemiştir. İlk dinlediğimde hatırlıyorum bu söze başladığında tüylerim diken dikendi. 


Şimdi benimde merak ettiğim bir kaç şey var.  Sizlere sormak istiyorum;

Yazıların ve şiirlerin altındaki müzikleri dinliyor musunuz? Hoşunuza gidiyor mu ve paylaşmaya devam edeyim mi?
Yorumlarınıza verdiğim cevaplar sizce yeterli mi? Yada yorumlarınızı adam akıllı cevaplayabiliyor muyum? Eğer hayırsa kulaklarımı çekeceğim. :)
Sadece şiir mi paylaşayım yoksa ufak tefek bu şekilde yazılar paylaşarak konu dışına çıkayım mı?
Benden bir hikaye okumaya ne dersiniz peki? Olur mu benden bir hikaye yazarı? :)  

Sizin bana sormak istediğiniz sorular elbette vardır ( umarım). 

Hem sorularımın cevaplarını hem de sizin bana sormak istediğiniz soruları yorum olarak bildirirseniz sevinirim. Hepinize teşekkür ediyor. Vaktimi fazlasıyla aldın diyene de özürlerimi iletiyorum. Saçmalamaktan bir an önce vazgeçip lagara lugarayı kapatmak istiyorum. 

Hepinize keyifli günler. Saygılar.

19 Ekim 2016 Çarşamba

18 Ekim 2016 Salı

Kararmış Gece


Bak şimdi, bak bana
Kentler arası yolculuklardayım ben.
Kaç durak geçtim kendimden.
Erimiş buzu dünyanın,
Hepsi elimde avucumda.

16 Ekim 2016 Pazar

En Sevdiğim 15 Kitap | Mim "4"

Merhabalar efendim. İlk defa bir kitap etkinliğinde mimlendim. Öncelikle beni bu mime davet eden, bize her zaman daha mutlu olmamız için yazılar yazan değerli bir ablamız (Hocamız :D) Yurdagül Çelik'e teşekkürlerimi iletmek isterim.  Aslında bu mimde biraz heyecanlandım ve çaktırmayın sakın kimseye hafiften de bir korku saldı içimi :). Uzun zamandır kitap okuyamıyorum ve bunun için çabalıyorum. Daha önce okuduğum kitaplardan ben de iz bırakanlar elbetteki oldu. Bende onları size aktarayım o zaman fazla vakit kaybetmeden.




10 Ekim 2016 Pazartesi

Eskisi Gibi Olmazmış





Bu sefer ki çok farklıydı
Kara bulutların gölgesinde yapayalnız oldum
Bana iyi gelenleri önce ben kovdum.
Sonra teker teker geri istedim.

Hayat ise eskisi gibi samimi değildi bu sefer.
Neden mi?
Çünkü benim yağmurda ıslanan yüreğim hala kurumadı.
Nemi ise gözlerime dolandı....



Ve son olarak ise; "Bugün yok ki yarın olsun. Düşünme, kaybolursun."  (Şarkıdan)

9 Ekim 2016 Pazar

Hayallerim | Mim "3"




Merhabalar, yeni bir mim yazısı ile karşınızdayım. Aslında bu yayını beni mimleyen Ece Abla ve Banu Hanım'ın yazılarını okuyup ardından yazmam gerekirdi. Ama iş trafiği ve sinir harpları ile iyice yıpranan bedenim ile ruhum hep beni engelledi. Sanki biri önüme hep duvar ördü. Ama bakın şimdi buradayım. Sakinim ve iyi sayılabilecek bir durumum var.  Şimdi fazla uzatmadan sorulara dönelim yoksa ben yazdıkça yazacağım. :))





1-Hayal kurmaktan hoşlandığınız bir yer ve zaman dilimi var mı?

Sizlerin yazılarını okurken bu soru beni çok düşündürdü. Vaktimde oldu zaten bol bol. :) Sanırım şu an yok diyebilirim. Ama çocukluğuma inecek olursak bir eski ev düşünün, arkasında bir yaşlı ve eğri bir elma ağacı. Yürüyerek tırmanıyor ağaca :) En tepelerden sağlam bir dala oturup sırtımı yaslardım ağaca. Rüzgar savururdu beni sağa sola. Bir elma alırdım elime ve ben hayallere dalardım. Saatlerce bir ağaçta oturan bir çocuk düşünün. Hayalleri var ama kendinden büyük. 

2-En çok nelerin hayalini kurarsınız?

Genel olarak aklıma her şey gelir. İmkansız olanlar ve peşinden koşulacak hayaller diye ikiye ayırdım ben. İmkansız olanların hayalini kurmayı daha çok seviyorum. En çok da bu hayaller kafamda. 

3-Şimdiye kadar çok hayalinizi gerçekleştirdiniz mi?

Gitar çalabilmek. :) İmkansız gibi geliyordu bir zamanlar. Gitarım yokken ulaşılmaz bir dağın zirvesiydi sanki. Uzaktan bakardım ama yaklaşamazdım bile. Gitar edindim. Ama o ne öyle. :) Çalmak da ses çıkmıyor ses. Şimdi çok mu iyiyim? Hayır! Ama yine de çalarken kendimi mest ediyorum. En azından ses çıkartabiliyorum. 

4-Henüz gerçekleşmemiş ama ille de gerçekleşecek dediğiniz bir hayaliniz var mı ? Sakıncası yoksa anlat çabuk!

Henüz gerçekleşmemiş bir hayalim var evet ama gerçekleşmesini istemiyorum.


Bu yazıyı okuyup da bu etkinliği yapmayan herkesi mimliyorum. Neden böyle bir şey yapıyorsun diye sorarsan eğer. Uzun bir süre yoktum kim yaptı kim yapmadı bilmiyorum. Geciktiğim için ayrıca özür dilerim.




LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...