Pages

11 Şubat 2017 Cumartesi

Yitiremediklerim

"İnsan" diye başlamak istemem hiç bir şeye ama sanki buna mecbur hissediyorum kendimi ya da ne bileyim ben öyle sanıyorum. O yüzden bende "insan" gibi başlayamıyorum hiç bir şeye. Okuyorum ama okumaktan ileri gidemiyorum. Sevmek gibi işte benim hayatım bu. Sevdiğim her insan üzer mı beni? Öyleymiş.  Bak bunu dururken anladım. Bir müzik dinlerken, film izlerken, kitap okurken ya da yolda ıssız bir yolda gecenin zifiri karanlığında anladım. Üzüldüm ama ağlamadım gözümden düşen iki damla yaşı saymazsak.
 Gerçek anlamda hiç miydi yoksa her şey saçma sapan bir rüya mıydı?

Sustum uzun süre yada sen öyle sandın. Çok şey yazdım yazdıklarımın çoğunu karaladim. Hep karşılık bekleyenlere ile doldu her yanım bir de gerçekten merak edenlerle. Hayaller kurdum çoğu zaman. Bazen birini öldürdüm ve hatta arada zengin oldum. Bazen ben öldüm, gökyüzünde kendimi gördüm. Denize açıldım çoğu zaman kağıttan bir gemiyle. Ve biliyor musun kağıt odamda ise hep onu hayal ettim. Beni üzeni ben hep hayal ettim. Sonra yine ağlamadım. En çokta unutmayı hayal ettim.

Basliksiz yazılarım ile doldu taştı burası. Korktum ve utandım. Birazda mahcubum belki sana. Anlatamayacağım şeylerde var. Yitiremediklerim gibi. Saçma gelir zaten her cümle hem sana hem bana. O yüzdendir ki ben yitiremediklerimden hep yitik kaldım..

7 Ocak 2017 Cumartesi

Bir Cumartesi Günü




Dağınık insanlardık biraz. Öyle olması gerekiyordu yada işimize geliyordu. Şehrimizde dağınıktı zaten. Birde yağan o kar taneleri. Sıcak bir çay ya da her neyse işte o içtiğim şey ile camın sularını silip izlemekti. Sıcak odamda oturup manzaranın tadını çıkarmaktı yada biz öyle sanırdık. Aslında keyfini çıkardığım hayallerdi. Onunda bazen suyunu çıkardık. Kar tanesi konusuna dönersek eğer ki bana kalsa hiç dönmem  ama dönmek zorundayım. "Kendime benzetirim o yere yığılan ve rüzgarın emri ile hareket eden kar tanelerini." Tabi vardı onlarında arasında kendi başına buyruk olan kar tanesi. Onlarda erirdi zaten olmazdı bir kar tanesi. Yere yığılmış ise milyonlarca kar tanesi. Ayaklar altında ezilen.



Çay içerken kahve çekti canım, az su çokça kahve. Yapımı bu kadar basitti ama acı oldu sanki. Acılarımın canı acır mı sanki. Bir kazaya tanık olmuştum. Eskiden, çok çok eskiden. Nereden geldi aklıma? Araba çarptı bir adama, adam yıldızlara. Kabul etmedi yıldızlar geri geldi karaya.  Sonrasını bilmiyorum. Eskiden demiştim ya nereden geldi aklıma? Bak onu hiç bilmiyorum.



Ben zaten neyi biliyorum. Mesela kendimi, kendim olmayı biliyor muyum? Neyse kahvem soğuyor, sonrası çay. Müsadenizle...



31 Aralık 2016 Cumartesi

Yıl Başını Getiren Hep Yıl Sonu

Herkese merhabalar, şu an da 2016 yılının son dakikalarını yaşıyoruz. Şunu temin edebilirim ki benim için sadece bir sayı değişecek. Yani 365 gündür aynı olan sayılardan bir tanesi değişecek. Ama bu değişim hiç bir şeyi engellemeyecek ve ölümler olmaya devam edecek hatta dünya aynı hızıyla dönüp güçlüler yine güçsüzleri ezecek. Kendimize bir gün edinmişiz eğlenmek için bu da bizim hakkımız doğrudur. Eğlenmekte kişiden kişiye değişir en doğrusu da budur. Ama bugünün anlamı benim için daha farklı olacak bundan sonra. Çünkü ben bugün belki geçmişte hayal bile edemeyeceğim bir şey yaptım. Kendi çalıştığım parayla, kendi emeğim ve alın terimle kendime çok da güzel bir gitar aldım :).


Benim için efsanevi bir duygu olan bu resimde ki şey benim oldu. Öğrenmeye kuzenimin klasik gitarı ile başladım ve şimdi bununla devam edeceğim o uçsuz bucaksız yolculuğa. Belki size saçma belki de abartı gelebilir ama  birisi yanımda bir gitar çaldığı zaman tüylerimin dikeldiğini, kalbimin tak tak attığını söylemeden edemeyeceğim. Başladığı zaman susar odaklanır sonra havalarda süzülürüm. Bir nevi hipnotize olurum.

Sabahın 6'sına saatimi kurup gece 1 gibi yattıktan sonra ve iş yorgunluğu da eklenince haliyle saat beni uyandırmaya çalışırken bıkmış ve kendini kapatmış. Gözlerimi açtığımda saatin 8 olduğunu gördüm ve hemen kalktım olduğum yerde bir çırpıda üstümü değiştirip arkadaşın evine doğru yola koyuldum. Bir güzel kahvaltı yapıp keyif çayımızı içtikten sonra çıktık ikimiz onun evinden. Galata Kulesinin oradaki gitar dükkanlarının önünden geçerken ben vitrinlere bakmaktan kendimi alamıyordum. Yol da yokuş olduğu için nefes nefese kalmıştık zaten ki en tepeye ulaştık. Gözlerim bir kitapçı tabelasına takıldı. Aylarca arayıpta hiç bir yerde bulamadığım bir kitap vardı. Arkadaşa dönüp bir bakalım dedim ne kadar olmayacağını bile bile şansımı denemek istedim. Onunda pek umudu yoktu ki zaten o kitapların aynısı onda vardı ama ben kendi kitabımı alıp diğer kitapların arasına yani aileye katmak istiyordum bu iki kitabı. Girdim en sonunda kitapçıya ve selam verdikten sonra hemen "Cenk Taner var mıydı acaba sizde?" diye bir soru yönelttim kendisine. Adam ismi doğrulayıp klavyede tuşlara basarken içimden dualar okuyordum. Adam kafasını kaldırdı ben "yok" diyecek diye beklerken "hangi kitabı?" dedi. "İki tane kitabı var zaten" dedim ve adam oturduğu sandalyesinden kalkıp bir rafa yöneldi. Eğildi kitaplara baktı ve elinde iki kitap ile geri geldi. Benim için mutlu son :).



Ama sakın benden kitap yorumlamamı istemeyin ben onu yapamam. Şimdi kitaplarım elimde hiç boş zaman falan dinlemeyeceğim yarın ikisini büyük bi ihtimal okuyacağım ve sonra bir daha. Beni çeken ne bilmiyorum belki yazarın kendisidir ama seveceğimden ve bir çırpıda okuyacağımdan eminim. Sonrasında zaten elimde kitaplarla dükkan dükkan gezerek gitar aradık ve aradığımızı bulduk.

Bu yılda çıkardığım derse bakarsak hiç bir şeyden vazgeçmemiz gerekir. Bazı şeyler için; çabalamak, didinmek ve en önemlisi istemek gerekir. Çok kez ben bu gitarı çalamıyorum, beceremiyorum gibi kendimi hep geri planda bıraksam da hayat öyle olmuyor. Eğer ben bıraksaydım şimdi ilerlemiş olamayacaktım gitarda. Aynı şekilde kitaplar için ve bir çok şey için. Hayatı akışına bırakmak gerekir ama hafif manevralar ile dümene de dokunmak gerekir diyorum. Yoksa hayat bizi akıntıya sürükleyecek ve bir girdapla buluşup en derine gireceğiz. Boğuluruz len biz orada sakın dümeni bırakmayın :).

Herkes 00:00 olmasını beklerken saatin ben burada oturmuş yazı yazıyorum sizlere. Ne kadar da ilginç bir şey yapıyorum ki kafamda ki düşünce 2016 bitmeden son bir yazı daha yazmak. Son 6 dakikamız kaldı arkadaşlar, abiler, ablalar, kardeşler. Son sözümü bana ve yazılarıma değer verip yorum yapanlara teşekkür etmek için söyleyeceğim ama yazılarımı okuyup da yorum yapmayanları da unutmuyorum. Eğer yazılarım ya da şiirlerim sizlerin o değerli kalplerine ulaşabiliyorsa benim için ne mutlu. Herkese hayırlı bir yeni yıl diliyorum ve hoşça-kalın diyorum. Teşekkürler-Saygılar-Sevgiler

10.
9.
8.
.
.
.

25 Aralık 2016 Pazar

Düşün





Yol boyu düşündüm biraz.  Yol kısaydı uzun olsun diye düşündüm.  Günlerce, aylarca hatta yıllarca yürümeyi düşündüm. Kulağımda Edip Akbayram dan Aldırma şarkısı. Alabildiğine yürümeyi düşündüm, bıkmadan ve usanmadan.

Sonra yok olmayı düşündüm. Hiç olmamış doğmamış gibi. Dünyayı gormemis, yaşamamış gibi. İnsanları tanımamayı düşündüm. Pis oyunlarini gormemeyi.

En son düşünmemeyi düşündüm.  Dümdüz bir insan gibi yaşamayı.  Her sabah işe gidip akşam eve gelmeyi.  Üzüntu ya da neşeyi bir çöp kutusuna atmayı.

Ne de olsa düşünmeden verilen kararlar vardı. Ben düşünsem ne olacaktı hem. Bıraktım tüm düşünceleri ki eve gelmiştim artık ve kararımı vermiştim. Peki ne oldu biliyor musun? Kafamı yastığa koydugumda yine düşündüm. Birileri düşünmüyor diye patlayan bombalar geldi aklıma. Gözlerimi kapattım ve artık bende ölüydüm.  Yorulmuştum zaten...



Ertesi gun hayat devam etti. Sanki dün hiç olmamış gibi. Ölenler öldü, unutanlar unuttu, unutamayanlarda unutmuş gibi yaptı. Nede olsa hayat devam ediyordu...


23 Aralık 2016 Cuma

Kaygan Zamanlar



Pencereden bakıyorum gökyüzünün kızıllığına.
Az sonra siyaha bürünecek ve ben siyaha karışacağım.
Yorgun adımlarım ile tempolu bir hikayeye eşlik edeceğim.
Korkularım ile yüzleşip kaygan zamanlarda yürüyeceğim.

Oysa siyahın yerini aldığında mavi.
Karanlıktan bakan ben ve yaşanmamış bir hikaye.
Kurulan ve kırılan her nesne düşmandır kimilerine.
Bazen siyaha bazen maviye...

18 Aralık 2016 Pazar

Bulutların Üstündeki Karanlık - 2. Bölüm - Hoşgeldin Ölüm

Ali tekrardan cesedin gözlerine baktiktantan sonra ayağa kalktı. Kaptan'ın şaşkın gözlerine aldırmadan "seni arayacağım" deyip arabası ile oradan uzaklaştı. Sabah yarım kalan yagmur tüm seddeti ile yağmaya başladı ki o anda yolun kenarında  içinde kara pelerinli onu gördü. Anı bir fren yaparak silahını eline aldı ve koşmaya başladı.  Gördüğü şeyin yerine geldiğinde ağaçtan başka bir şey görmedi. O anda nereden geldiği belli olmayan bir taş arabasının arka camına çarpıp cami tuzla buza çevirdi. Gozleri büyümüş bir vaziyette etrafına bakındıktan sonra arabasına doğru temkinli bir şekilde yürüdü. Arabanın etrafında tonlarca küfür ettikten sonra direksiyona geçip hızla evine doğru gitti.

Arabayı gelişi güzel park edip koşarak evin kapısını açtı ve pencerenin hemen önünde duran saksının altından bir kağıt çıkartıp telefonu açtı ve kagittaki numarayı telefona yazıp arama tuşuna bastı.

-Kimsin?
-Ali ben. O geri geldi kendi gözlerim ile gördüm.
-Sen iyisin demi bir şey yapmadı.
-Oynuyor benimle. Uzaktan bana dokunuyor ama karşıma çıkmıyor.
-Bu tarafa geçen bir kaç donuk göz olduğunu duydum dün. Pek umursamadım çünkü arada bir yemek ihtiyaçlarını karşılamaya geçiyorlar. Biliyorsun anlasmamız da var bu.
-Evet haklısın ama sanırım bir kaçı savaş çıkartmak istiyor. Dün gece birini öldürdüler ve babamın gözünde gördüğüm şey bu adamın gözünde de vardı.
-Buraya gelmen gerekiyor Ali.  Yanına bir kişi al ve buraya gel. Güvenli bir yol için ben buradan elimden geleni yapacağım.
-Burada halletmem gereken bir kaç önemli işim var. Yarın sabah orda olurum.


Telefonu kapattırken pencereden arabasına doğru baktı. Yağmur dinmiş gibiydi ve arabanın arka camı paramparça olmuştu.  Mutfağa doğru yavaş yavaş ilerledi cekmecelerin birini açıp çöp poşeti çıkardı. Pek fazla vakti olmadığı için arabasina cam taktiramazdı.  Aşağı inip arabasına yürüdü. Önce arka koltugu dışarı atıp oraları kuruladı. Ardından çöp poşetini açıp arka cama bant yardımıyla yapıştırdı. Evine doğru giderken kaptanı aradı.

-Alo Kaptan
-Efendim abi
-Bir saat sonra seni almaya geliyorum hazırlan. Uzun bir yolculuğa cikacağız, tabi gelmek istersen.
-Sana yemin etmiştim ne olursa olsun yanındayım diye. Bir saat sonra görüşmek üzere.

Kaptana gelecek olan kurşunun önüne geçmişti Ali. Aylarca hastanede yatmasına rağmen su an eskisinden daha dinç ve sağlıklıydı. O olaydan sonra Kaptan Ali'ye bağımlılık yemini edip hiç yalnız bırakmadı. Ali istemiyordu aslında ama şu an en çok güvendiği tek arkadaşı ve dostu oydu. Ekip arkadaşları tarafından pek sevilmezdi zaten. Kaptan'ın Ali'nin yanında dolaşmasından rahatsız olanlar onuda aralarından çıkardılar.  En sonunda ise kaderleri birbirine bağlandı ve tek bir şey için bu acımasız savaşı durdurmak için bir yola baş koydular. Kaptan'ın hiç bir şeyden haberi yoktu daha. Ali'nin sakladığı sırlardan en önemlisi donuk gözlerden haberi yoktu. Ne ile karşı karşıya geleceğini bile bilemeyen Kaptan, sırf hayatını kurtardı diye yemin etti ve zamanı saymaya başladı. Ali yolda anlatmaya karar verdi her seyi. Ne ile karşı karşıya geleceğini bilmesi gerekiyordu ya da hazırlanması.

Ali evden bir kaç eşyasını toplayıp arabasıyla Kaptan'ın evine bir an önce varmak istercesine gaza baktıkça basıyordu. Tren raylarını görünce frenledi ister istemez. Sağına soluna baktı trenin gelmediğini görünce frenden çekti ayağını. O sırada bir yıldırım düştü uzağa ve rayların diğer tarafında kara pelerinli adamı yine gördü. Frenden çektiği ayağını sert bir şekilde gaz pedalına vurdu. Kara pelerinli adam yerinden ayrılmıyor donuk gözleri ile Ali'nin gozlerine bakıyordu.  Ön lastik raydan kurtulurken araba bir anda olduğu yere çakıldı ve motor durdu. Etrafına bakan Ali tekrar karşıya baktı fakat kara pelerinli adamdan eser yoktu. Arabayı bir kaç kez çalıştırmayı denerken uzaktan gelen trenin sesini duydu. Bir kez daha çalıştırmayı denedi ama olmadı. Trenin ışıkları Ali'ye doğru yaklaşırken kapı koluna asıldı ama kapı sıkışmış. Bir taraftan küfürleri ardı ardına saydiriyor diğer taraftan kapıyı açmaya çalışıyordu. Trenin geldiği yöne baktığında artık ışıklar gozlerini alıyordu.
-Hoşgeldin be ölüm.

...

Uzun zamandır yazamıyorum. Kelimeleri bir araya getirip anlamlı bir cümle kurmak zor oluyor. Hem kendi yoğunluğum ve yaşantım beni yazmaktan alıkoydu. Bundan sonra düzenli olarak yazabilir miyim? Bir fikrim yok ama burayı da bırakmadım. Teşekkür ederim herkese. 

13 Kasım 2016 Pazar

Kırmızı Göz

Sigarayı bıraktım, uzanabileceğim en yakın köşeye. 
Kafamı yastığa koydum, daldim hayaller denizinin en derinlerine.
Dilediğim ya da korktuğum her şey ama her şey.
Karşımda bana bakıyor bana dokunuyordu

Sonra bir sigara yaktım ateşi ile yaktım onları. 
Dumanında boğdum yok ettim öldürdüm. 
Sonra kafamı tekrar yastığa koydum. 
Yeniler gelmişti uzak diyarlardan onlarıda kovdum. 

Bir rüya gördüm en sonunda en çok görmek istediğimi. 
Sonra tekrar bir sigara yaktım.  
Günün doğuşuyla ben sigarayı bitirdim.
Hayaller denizi yok olmuş gerçek cehennem de yüzmeye başladım. 

Ertesi gün yine aynıydı hiç bir fark yoktu. 
Bir ertesi gün daha ve ben gözleri kızarmış bir üniversite öğrencisi. 
Hayaller yok olmaya başlamışti zaten ufak ufak.  
Şimdi gün ışığı uyandırır bazen ya da ay ışığı.  

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...