Sorarım kendime bu olanları, yavaşça kaybolan bir ışığın içinde. Karşıma gelir anlamsız geçmişin infazları, beyaz bir elbiseyle sorguya gider gibi. Karanlığın içinde parlayan bir yıldız ve kalabalığın içinde kendini bulma telaşı. Göğe yükselen bedensiz ruhların çırpınışı, karşıma gelir anlamsız geçmişin infazları. Bu yok oluş değil, bir var oluş hikâyesi; kanatsız uçan kuşların garipliği gibi. Biz de yükseliyoruz gökyüzüne ve sonsuzluğa, uzatıyoruz elimizi göğe, sonsuzluğun görkemli kapısına.
Üstümde birikir çürük et kokusu, yaşıyorum toprağın altında yalnızlığı. Kendime söylediğim yalanların korkusu, ve insanlar, insanların korkunç karanlığı. Sarılıyorum bir ağaç köküne, geliyorum dünyaya bir meyve olarak, korkumu salıyorum insanların özüne, zehirli lezzetimle kendimi insanlığa sunarak.