1. BÖLÜM – MEZOPOTAMYA’YA GİRİŞ
Şimdi bulunduğumuz yerden biraz uzaklaşmanızı istiyorum.
Ama bu bir yolculuk değil.
Bu bir durma anı.
**Zihnimizi biraz yavaşlatalım.**
Gözünüzün önüne modern şehirler gelmesin.
Işıklar, yollar, ekranlar…
Hepsini bir kenara bırakın.
İki nehir düşünün.
Dicle ve Fırat.
Bu nehirler yalnızca su taşımaz.
Hafıza taşır.
Zaman taşır.
İnsanlığın ilk korkularını ve ilk sorularını taşır.
**Sevgili dostlarım…**
Mezopotamya bir coğrafya değildir.
Mezopotamya bir başlangıç noktasıdır.
Ama daha önemlisi,
bir sorudur.
İnsan burada ilk kez şunu sordu:
“Bu güç kimin?”
Nehirler taşar.
Toprak bereket verir.
Sonra her şeyi geri alır.
Doğa merhametli değildir.
Ama adildir de değildir.
İnsan bunu açıklamak zorundadır.
Çünkü açıklayamadığı şeyden korkar.
**Burada kısa bir durak verelim sevgili dostlarım.**
Çünkü şimdi çok temel bir yere geliyoruz.
İnsan neden hikâye anlatır?
Çünkü karanlık tolere edilebilir.
Ama sessizlik…
Sessizlik dayanılmazdır.
Sessizlikte soru vardır.
Ve soru, cevap ister.
**Mezopotamya insanı sessizliği tanrılarla doldurdu.**
**Biz bugün ekranlarla dolduruyoruz.**
Ama dürüst olalım…
Korku aynı korku.
Tanrılar burada doğdu.
Ama masal gibi değil.
Doğa gibi.
Öfkelenen.
Kıskanan.
Cezalandıran.
Mezopotamya’da inanç,
hayatın kenarında duran bir şey değildi.
Hayatın merkezindeydi.
Çünkü burada tanrılar uzakta değildi.
Onlar rüzgârdı.
Onlar seldi.
Onlar kuraklıktı.
**Şimdi sizden küçük bir şey isteyeceğim sevgili dostlarım.**
**Bir anlığına birlikte susalım.**
Çünkü Mezopotamya insanı,
sessizlikten korkuyordu.
Bu yüzden düzen kurdu.
Bu yüzden ritüeller yarattı.
Bu yüzden tanrılarla konuştu.
Ve medeniyetler birer birer geldi.
Sümerler…
Akadlar…
Babiller…
Asurlular…
İsimler değişti.
Ama korku değişmedi.
**Şimdi gelin bunu birlikte düşünelim sevgili dostlarım.**
Bugün gerçekten neye itaat ediyoruz?
Tanrılara mı?
Yoksa güce mi?
Mezopotamya’da bu ikisi aynı şeydi.
Güç kutsaldı.
Sorgulanmazdı.
**Bugün isimler değişti.**
**Ama refleks değişmedi.**
Yazı burada doğdu.
Çünkü insan fark etti:
Söz uçar.
Ama korku kalır.
Çivi yazısı tabletler
sadece kayıt tutmadı.
Uyardı.
Hatırlattı.
Ve mitoloji…
Burada doğdu.
Çünkü insan,
anlamlandırmadan yaşayamaz.
**Ve belki de en önemli gerçek şudur sevgili dostlarım:**
Bu anlatılar geçmişi anlatmaz.
İnsanı anlatır.
Ve insan,
binlerce yıldır
çok da değişmedi.

Yorumlar
Yorum Gönder