Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Yanartaş: 2400 Yıldır Sönmeyen Alev

  Antalya’nın dağlarında bir yer var — yaklaşık 2400 yıldır hiç durmadan yanan doğal bir ateş. Çıralı’nın üzerindeki kayalıklara çıktığınızda, karanlığın ortasında küçük alevler görürsünüz. Taşların arasından fışkırırlar, rüzgâra rağmen sönmezler, yağmura rağmen yanmaya devam ederler. Bu yerin adı: Yanartaş. Antik çağda Likya halkı ve Yunanlar bu alevleri bir canavarla ilişkilendiriyordu. Efsaneye göre Khimaira adlı ateş püsküren yaratık — yarı aslan, yarı keçi, yarı yılan — bu kayaların altında yaşıyordu. Gerçek ise en az efsane kadar etkileyici. Yeraltından sızan metan ve diğer yanıcı gazlar, yüzeydeki çatlaklardan çıkarak kendiliğinden tutuşuyor. Bu doğal alevler binlerce yıldır yanmaya devam ediyor. Antik denizciler bu ateşi uzaktan görüp yönlerini belirliyordu. Hatta bazı araştırmacılar, bu doğal alevlerin Olimpiyat Oyunları ’ndaki olimpiyat ateşi geleneğine ilham vermiş olabileceğini öne sürüyor. Bugün ziyaretçiler buraya tırmanıp alevlerin yanında fotoğraf çekiyor, hatta k...
En son yayınlar

Dünya Fındığının %70’i Türkiye’den Geliyor

  Dünya fındığının yaklaşık yüzde yetmişi tek bir ülkeden çıkıyor: Türkiye. Elinizdeki o Nutella kavanozu ya da Ferrero Rocher çikolatası… içindeki fındık büyük ihtimalle Karadeniz’in sisli yamaçlarından geliyor. Özellikle Giresun, Ordu ve Trabzon, dünyanın en büyük fındık üretim bölgeleri arasında. Türkiye yılda ortalama 700 ila 800 bin ton fındık üretiyor. Bu miktar, ikinci sıradaki İtalya’nın üretiminin yaklaşık yedi ila on katı. Yani küresel pazarda Türkiye açık ara lider. Çikolata devi Ferrero için Türkiye’deki fındık üretimi o kadar kritik ki, şirket bölgede özel tedarik ve sürdürülebilirlik programları yürütüyor. Çünkü fındık, Nutella’nın en büyük maliyet kalemlerinden biri. Üretimde yaşanan küçük bir dalgalanma bile dünya çikolata sektöründe hissediliyor. Örneğin 2014 yılında yaşanan kuraklık üretimi ciddi şekilde düşürdü. Fındık fiyatları yüzde 60’ın üzerinde arttı ve küresel çikolata üreticileri alternatif kaynak aramaya başladı — ama Türkiye’nin yerini dolduracak bir ü...

İstanbul: İnsanlarla Kedilerin Aynı Ritmi

  İstanbul’da insanlar kadar kediler de yaşıyor… hem de sandığınızdan çok daha fazla. Bugün İstanbul’un nüfusu 15 milyonu aşıyor. Peki ya sokak kedileri? Kesin bir sayı yok, ancak yaklaşık 1 milyona yakın oldukları tahmin ediliyor. Bu da neredeyse her 15 kişiye bir kedi düşmesi demek. İstanbul, dünyada en fazla sokak kedisine sahip şehirlerden biri olarak anılıyor. Üstelik burada kediler gerçekten kamusal hayatın bir parçası. Otobüs duraklarında uyuyor, mağazalara giriyor, kafelerde besleniyorlar. Belediyeler kısırlaştırma, aşılama ve tedavi hizmetleri sunuyor; şehir adeta onlarla birlikte yaşıyor. Ayasofya’nın meşhur kedisi Gli ’yi hatırlıyor musunuz? Uluslararası basında yer aldı, sosyal medyada binlerce takipçisi vardı. 2016 yapımı Kedi belgeseli ise İstanbul’daki sokak kedilerini dünyaya tanıttı ve uluslararası platformlarda büyük ilgi gördü. İstanbul’a gelen birçok turist, tarihi mekânların arasında dolaşan kedilere özel bir ilgi gösteriyor. Hatta bazıları kedilere dokunmayı ...

6. BÖLÜM – KAPANIŞ: MİTLER NEDEN HÂLÂ YAŞIYOR?

Şimdi yavaşlayalım. Çünkü anlatacaklarımız bitti. Ama söylenecek olanlar bitmedi. **Sevgili dostlarım…** Mezopotamya mitleri geçmişte kalmış masallar değildir. Onlar, insanın kendine tuttuğu en eski aynalardır. Tanrılar değişti. Şehirler yıkıldı. Diller sustu. Ama hikâyeler kaldı. Neden mi? Çünkü bu mitler, insana şunu vaat etmedi: “Her şey güzel olacak.” Aksine şunu söyledi: Hayat adil değil. Güç merhametli olmak zorunda değil. Ve insan, her zaman sınırla yaşamak zorunda. İnsanı yüceltmez. İnsanı avutmaz. İnsanı kandırmaz. İnsana bakar. Ve olduğu şeyi anlatır. Kaosla yaşarız. Düzen kurarız. Sonra düzeni bozarız. Tufanlar olur. Savaşlar olur. Felaketler olur. Ve her seferinde, “Bu kez farklı olacak” deriz. Ama olmaz. **Burada son bir durak verelim sevgili dostlarım.** Çünkü Mezopotamya bize şunu öğretir: Felaketler insanı değiştirmez. Sadece durdurur. Ve insan, yeniden hızlandığında aynı yollardan geçer. Aynı hatalar. Aynı kibir. Aynı sonuçlar. Gılgamış’ın öğrendiği şey buydu. Tanrılar...

5. BÖLÜM – GILGAMIŞ: ÖLÜMSÜZLÜK, KORKU VE İNSAN OLMAK

Şimdi bir tufandan çıkıp, bir insanın içine giriyoruz. Çünkü artık tanrıları değil, insanın kendisini konuşacağız. **Sevgili dostlarım…** Gılgamış bir efsane değildir. Gılgamış bir aynadır. Uruk’un kralıdır. Güçlüdür. Yarı tanrıdır. Ama huzurlu değildir. Gılgamış gücünü sever. Ama sınırını bilmez. Halkına baskı uygular. Çünkü gücün sınırını bilmeyen, kendisinden korkar. Tanrılar onu durdurmak ister. Ama yok ederek değil. Denge kurarak. Bu yüzden Enkidu yaratılır. Enkidu doğadır. Vahşidir. Saf ve filtresizdir. Medeniyetle karşılaşır. Yumuşar. Ama aynı anda ölümlü olur. Bu çok önemli bir detaydır sevgili dostlarım. İnsan, medenileştikçe ölümlü olduğunu fark eder. Gılgamış ve Enkidu karşılaşır. Savaşırlar. Güçlerini denerler. Ve sonra… dost olurlar. Çünkü insan, kendine benzeyeni yok ederek değil, tanıyarak değişir. Ama hikâye burada bitmez. Asıl kırılma şimdi başlar. Enkidu ölür. Ve bu ölüm, Gılgamış’ın dünyasını yıkar. **Burada kısa bir durak verelim sevgili dostlarım.** Bu bir dostun ö...

4. BÖLÜM – TUFAN HİKÂYELERİ (İNSAN SINIRI AŞTIĞINDA)

Şimdi biraz durmanızı isteyeceğim. Çünkü anlatacağımız şey bir felaket değil. Bir karardır. **Sevgili dostlarım…** Mezopotamya mitlerinde tufan , doğanın öfkesi değildir. Tanrıların sabrının bitmesidir. İnsan çoğalmıştır. Gürültü yapmıştır. Sınırını unutmuştur. Ve tanrılar, ilk kez insanı değil, kendilerini düşünür. Tanrılar toplanır. Sesler yükselir. Ve Enlil konuşur. İnsan artık katlanılmazdır. Bu cümle serttir. Ama Mezopotamya ’da dürüstlük yumuşak değildir. **Burada kısa bir durak verelim sevgili dostlarım.** Çünkü şimdi çok tanıdık bir refleksi görüyoruz. Güç, rahatsız olduğunda yok etmeyi seçer. Karar verilir. Su salınacaktır. Her şey silinecektir. Ama her zaman olduğu gibi, bir çatlak vardır. Enki … Tanrıların yeminini bozamaz. Ama insanı da ölüme terk edemez. Bu yüzden doğrudan konuşmaz. Bir kamışa fısıldar. Bir duvara seslenir. Ve mesaj yerine ulaşır. Bir gemi yap. Tohumları sakla. Hayatı kurtar. Ve tufan başlar. Gök boşalır. Nehirler taşar. Toprak kaybolur. Şehirler silinir....