Pages

31 Aralık 2016 Cumartesi

Yıl Başını Getiren Hep Yıl Sonu

Herkese merhabalar, şu an da 2016 yılının son dakikalarını yaşıyoruz. Şunu temin edebilirim ki benim için sadece bir sayı değişecek. Yani 365 gündür aynı olan sayılardan bir tanesi değişecek. Ama bu değişim hiç bir şeyi engellemeyecek ve ölümler olmaya devam edecek hatta dünya aynı hızıyla dönüp güçlüler yine güçsüzleri ezecek. Kendimize bir gün edinmişiz eğlenmek için bu da bizim hakkımız doğrudur. Eğlenmekte kişiden kişiye değişir en doğrusu da budur. Ama bugünün anlamı benim için daha farklı olacak bundan sonra. Çünkü ben bugün belki geçmişte hayal bile edemeyeceğim bir şey yaptım. Kendi çalıştığım parayla, kendi emeğim ve alın terimle kendime çok da güzel bir gitar aldım :).


Benim için efsanevi bir duygu olan bu resimde ki şey benim oldu. Öğrenmeye kuzenimin klasik gitarı ile başladım ve şimdi bununla devam edeceğim o uçsuz bucaksız yolculuğa. Belki size saçma belki de abartı gelebilir ama  birisi yanımda bir gitar çaldığı zaman tüylerimin dikeldiğini, kalbimin tak tak attığını söylemeden edemeyeceğim. Başladığı zaman susar odaklanır sonra havalarda süzülürüm. Bir nevi hipnotize olurum.

Sabahın 6'sına saatimi kurup gece 1 gibi yattıktan sonra ve iş yorgunluğu da eklenince haliyle saat beni uyandırmaya çalışırken bıkmış ve kendini kapatmış. Gözlerimi açtığımda saatin 8 olduğunu gördüm ve hemen kalktım olduğum yerde bir çırpıda üstümü değiştirip arkadaşın evine doğru yola koyuldum. Bir güzel kahvaltı yapıp keyif çayımızı içtikten sonra çıktık ikimiz onun evinden. Galata Kulesinin oradaki gitar dükkanlarının önünden geçerken ben vitrinlere bakmaktan kendimi alamıyordum. Yol da yokuş olduğu için nefes nefese kalmıştık zaten ki en tepeye ulaştık. Gözlerim bir kitapçı tabelasına takıldı. Aylarca arayıpta hiç bir yerde bulamadığım bir kitap vardı. Arkadaşa dönüp bir bakalım dedim ne kadar olmayacağını bile bile şansımı denemek istedim. Onunda pek umudu yoktu ki zaten o kitapların aynısı onda vardı ama ben kendi kitabımı alıp diğer kitapların arasına yani aileye katmak istiyordum bu iki kitabı. Girdim en sonunda kitapçıya ve selam verdikten sonra hemen "Cenk Taner var mıydı acaba sizde?" diye bir soru yönelttim kendisine. Adam ismi doğrulayıp klavyede tuşlara basarken içimden dualar okuyordum. Adam kafasını kaldırdı ben "yok" diyecek diye beklerken "hangi kitabı?" dedi. "İki tane kitabı var zaten" dedim ve adam oturduğu sandalyesinden kalkıp bir rafa yöneldi. Eğildi kitaplara baktı ve elinde iki kitap ile geri geldi. Benim için mutlu son :).



Ama sakın benden kitap yorumlamamı istemeyin ben onu yapamam. Şimdi kitaplarım elimde hiç boş zaman falan dinlemeyeceğim yarın ikisini büyük bi ihtimal okuyacağım ve sonra bir daha. Beni çeken ne bilmiyorum belki yazarın kendisidir ama seveceğimden ve bir çırpıda okuyacağımdan eminim. Sonrasında zaten elimde kitaplarla dükkan dükkan gezerek gitar aradık ve aradığımızı bulduk.

Bu yılda çıkardığım derse bakarsak hiç bir şeyden vazgeçmemiz gerekir. Bazı şeyler için; çabalamak, didinmek ve en önemlisi istemek gerekir. Çok kez ben bu gitarı çalamıyorum, beceremiyorum gibi kendimi hep geri planda bıraksam da hayat öyle olmuyor. Eğer ben bıraksaydım şimdi ilerlemiş olamayacaktım gitarda. Aynı şekilde kitaplar için ve bir çok şey için. Hayatı akışına bırakmak gerekir ama hafif manevralar ile dümene de dokunmak gerekir diyorum. Yoksa hayat bizi akıntıya sürükleyecek ve bir girdapla buluşup en derine gireceğiz. Boğuluruz len biz orada sakın dümeni bırakmayın :).

Herkes 00:00 olmasını beklerken saatin ben burada oturmuş yazı yazıyorum sizlere. Ne kadar da ilginç bir şey yapıyorum ki kafamda ki düşünce 2016 bitmeden son bir yazı daha yazmak. Son 6 dakikamız kaldı arkadaşlar, abiler, ablalar, kardeşler. Son sözümü bana ve yazılarıma değer verip yorum yapanlara teşekkür etmek için söyleyeceğim ama yazılarımı okuyup da yorum yapmayanları da unutmuyorum. Eğer yazılarım ya da şiirlerim sizlerin o değerli kalplerine ulaşabiliyorsa benim için ne mutlu. Herkese hayırlı bir yeni yıl diliyorum ve hoşça-kalın diyorum. Teşekkürler-Saygılar-Sevgiler

10.
9.
8.
.
.
.

25 Aralık 2016 Pazar

Düşün





Yol boyu düşündüm biraz.  Yol kısaydı uzun olsun diye düşündüm.  Günlerce, aylarca hatta yıllarca yürümeyi düşündüm. Kulağımda Edip Akbayram dan Aldırma şarkısı. Alabildiğine yürümeyi düşündüm, bıkmadan ve usanmadan.

Sonra yok olmayı düşündüm. Hiç olmamış doğmamış gibi. Dünyayı gormemis, yaşamamış gibi. İnsanları tanımamayı düşündüm. Pis oyunlarini gormemeyi.

En son düşünmemeyi düşündüm.  Dümdüz bir insan gibi yaşamayı.  Her sabah işe gidip akşam eve gelmeyi.  Üzüntu ya da neşeyi bir çöp kutusuna atmayı.

Ne de olsa düşünmeden verilen kararlar vardı. Ben düşünsem ne olacaktı hem. Bıraktım tüm düşünceleri ki eve gelmiştim artık ve kararımı vermiştim. Peki ne oldu biliyor musun? Kafamı yastığa koydugumda yine düşündüm. Birileri düşünmüyor diye patlayan bombalar geldi aklıma. Gözlerimi kapattım ve artık bende ölüydüm.  Yorulmuştum zaten...



Ertesi gun hayat devam etti. Sanki dün hiç olmamış gibi. Ölenler öldü, unutanlar unuttu, unutamayanlarda unutmuş gibi yaptı. Nede olsa hayat devam ediyordu...


23 Aralık 2016 Cuma

Kaygan Zamanlar



Pencereden bakıyorum gökyüzünün kızıllığına.
Az sonra siyaha bürünecek ve ben siyaha karışacağım.
Yorgun adımlarım ile tempolu bir hikayeye eşlik edeceğim.
Korkularım ile yüzleşip kaygan zamanlarda yürüyeceğim.

Oysa siyahın yerini aldığında mavi.
Karanlıktan bakan ben ve yaşanmamış bir hikaye.
Kurulan ve kırılan her nesne düşmandır kimilerine.
Bazen siyaha bazen maviye...

18 Aralık 2016 Pazar

Bulutların Üstündeki Karanlık - 2. Bölüm - Hoşgeldin Ölüm

Ali tekrardan cesedin gözlerine baktiktantan sonra ayağa kalktı. Kaptan'ın şaşkın gözlerine aldırmadan "seni arayacağım" deyip arabası ile oradan uzaklaştı. Sabah yarım kalan yagmur tüm seddeti ile yağmaya başladı ki o anda yolun kenarında  içinde kara pelerinli onu gördü. Anı bir fren yaparak silahını eline aldı ve koşmaya başladı.  Gördüğü şeyin yerine geldiğinde ağaçtan başka bir şey görmedi. O anda nereden geldiği belli olmayan bir taş arabasının arka camına çarpıp cami tuzla buza çevirdi. Gozleri büyümüş bir vaziyette etrafına bakındıktan sonra arabasına doğru temkinli bir şekilde yürüdü. Arabanın etrafında tonlarca küfür ettikten sonra direksiyona geçip hızla evine doğru gitti.

Arabayı gelişi güzel park edip koşarak evin kapısını açtı ve pencerenin hemen önünde duran saksının altından bir kağıt çıkartıp telefonu açtı ve kagittaki numarayı telefona yazıp arama tuşuna bastı.

-Kimsin?
-Ali ben. O geri geldi kendi gözlerim ile gördüm.
-Sen iyisin demi bir şey yapmadı.
-Oynuyor benimle. Uzaktan bana dokunuyor ama karşıma çıkmıyor.
-Bu tarafa geçen bir kaç donuk göz olduğunu duydum dün. Pek umursamadım çünkü arada bir yemek ihtiyaçlarını karşılamaya geçiyorlar. Biliyorsun anlasmamız da var bu.
-Evet haklısın ama sanırım bir kaçı savaş çıkartmak istiyor. Dün gece birini öldürdüler ve babamın gözünde gördüğüm şey bu adamın gözünde de vardı.
-Buraya gelmen gerekiyor Ali.  Yanına bir kişi al ve buraya gel. Güvenli bir yol için ben buradan elimden geleni yapacağım.
-Burada halletmem gereken bir kaç önemli işim var. Yarın sabah orda olurum.


Telefonu kapattırken pencereden arabasına doğru baktı. Yağmur dinmiş gibiydi ve arabanın arka camı paramparça olmuştu.  Mutfağa doğru yavaş yavaş ilerledi cekmecelerin birini açıp çöp poşeti çıkardı. Pek fazla vakti olmadığı için arabasina cam taktiramazdı.  Aşağı inip arabasına yürüdü. Önce arka koltugu dışarı atıp oraları kuruladı. Ardından çöp poşetini açıp arka cama bant yardımıyla yapıştırdı. Evine doğru giderken kaptanı aradı.

-Alo Kaptan
-Efendim abi
-Bir saat sonra seni almaya geliyorum hazırlan. Uzun bir yolculuğa cikacağız, tabi gelmek istersen.
-Sana yemin etmiştim ne olursa olsun yanındayım diye. Bir saat sonra görüşmek üzere.

Kaptana gelecek olan kurşunun önüne geçmişti Ali. Aylarca hastanede yatmasına rağmen su an eskisinden daha dinç ve sağlıklıydı. O olaydan sonra Kaptan Ali'ye bağımlılık yemini edip hiç yalnız bırakmadı. Ali istemiyordu aslında ama şu an en çok güvendiği tek arkadaşı ve dostu oydu. Ekip arkadaşları tarafından pek sevilmezdi zaten. Kaptan'ın Ali'nin yanında dolaşmasından rahatsız olanlar onuda aralarından çıkardılar.  En sonunda ise kaderleri birbirine bağlandı ve tek bir şey için bu acımasız savaşı durdurmak için bir yola baş koydular. Kaptan'ın hiç bir şeyden haberi yoktu daha. Ali'nin sakladığı sırlardan en önemlisi donuk gözlerden haberi yoktu. Ne ile karşı karşıya geleceğini bile bilemeyen Kaptan, sırf hayatını kurtardı diye yemin etti ve zamanı saymaya başladı. Ali yolda anlatmaya karar verdi her seyi. Ne ile karşı karşıya geleceğini bilmesi gerekiyordu ya da hazırlanması.

Ali evden bir kaç eşyasını toplayıp arabasıyla Kaptan'ın evine bir an önce varmak istercesine gaza baktıkça basıyordu. Tren raylarını görünce frenledi ister istemez. Sağına soluna baktı trenin gelmediğini görünce frenden çekti ayağını. O sırada bir yıldırım düştü uzağa ve rayların diğer tarafında kara pelerinli adamı yine gördü. Frenden çektiği ayağını sert bir şekilde gaz pedalına vurdu. Kara pelerinli adam yerinden ayrılmıyor donuk gözleri ile Ali'nin gozlerine bakıyordu.  Ön lastik raydan kurtulurken araba bir anda olduğu yere çakıldı ve motor durdu. Etrafına bakan Ali tekrar karşıya baktı fakat kara pelerinli adamdan eser yoktu. Arabayı bir kaç kez çalıştırmayı denerken uzaktan gelen trenin sesini duydu. Bir kez daha çalıştırmayı denedi ama olmadı. Trenin ışıkları Ali'ye doğru yaklaşırken kapı koluna asıldı ama kapı sıkışmış. Bir taraftan küfürleri ardı ardına saydiriyor diğer taraftan kapıyı açmaya çalışıyordu. Trenin geldiği yöne baktığında artık ışıklar gozlerini alıyordu.
-Hoşgeldin be ölüm.

...

Uzun zamandır yazamıyorum. Kelimeleri bir araya getirip anlamlı bir cümle kurmak zor oluyor. Hem kendi yoğunluğum ve yaşantım beni yazmaktan alıkoydu. Bundan sonra düzenli olarak yazabilir miyim? Bir fikrim yok ama burayı da bırakmadım. Teşekkür ederim herkese. 

13 Kasım 2016 Pazar

Kırmızı Göz

Sigarayı bıraktım, uzanabileceğim en yakın köşeye. 
Kafamı yastığa koydum, daldim hayaller denizinin en derinlerine.
Dilediğim ya da korktuğum her şey ama her şey.
Karşımda bana bakıyor bana dokunuyordu

Sonra bir sigara yaktım ateşi ile yaktım onları. 
Dumanında boğdum yok ettim öldürdüm. 
Sonra kafamı tekrar yastığa koydum. 
Yeniler gelmişti uzak diyarlardan onlarıda kovdum. 

Bir rüya gördüm en sonunda en çok görmek istediğimi. 
Sonra tekrar bir sigara yaktım.  
Günün doğuşuyla ben sigarayı bitirdim.
Hayaller denizi yok olmuş gerçek cehennem de yüzmeye başladım. 

Ertesi gün yine aynıydı hiç bir fark yoktu. 
Bir ertesi gün daha ve ben gözleri kızarmış bir üniversite öğrencisi. 
Hayaller yok olmaya başlamışti zaten ufak ufak.  
Şimdi gün ışığı uyandırır bazen ya da ay ışığı.  

12 Kasım 2016 Cumartesi

Acılar Hep Acı Olarak Kalır, Unutulmayacak Olanların Unutulamayacağı Gibi

Yazıya başlamadan önce size şunu temin edebilirim ki hayat hep insanın kendi içsel düşmanıdır. Düşünün önünüze serilen ilk engelde kimi sucladik.

Hayat diyoruz ya hani peki hayat ne demek? Bir nesne, varlık, canlı, cansız. Nedir bu? Neden bazen "böyle hayatın içine ..." gibi laflar ederiz. Kimsin lan sen? Birde yaşamak var. Yaşayabilmek. Neyse ben yapmayacağım daha fazla bu eziyeti kendime. Size bir tavsiye; kimseyi üzmeyin.




Bir şarkı dolanır dilime sabahtan akşama denk gelen saatlerde.
 Uyku halim olsada gökyüzüne ulaşırım söylediğimde.
  Hayattan tamamen kopmuşcasina.
  Unuturum geçen günleri karanlığın ortasında. 
Bir şarkı söylerim kendime kendimden bıkarcasına




Görmeden tanıdım bazı abileri. Öldü dediler inanmadım ki. Sonra boşluk oldu içimde bir yerlerde. Bir eksiklik vardı sanki.  Resimdeki gözyaşları gibi aktı gozlerimden yaşlar.  Bir resim tablosu gösterdi bize. Sanki geleceği gördü. Tepede ki beyaz sarayın hainligini gördü. Ruhun şad olsun barış abi. Uzun zaman oldu ama hala aynı duygu ile dinlerim müziklerini. Hiç belki görmedim ama sanki çocukluk arkadaşım gibi sevdim seni. 

8 Kasım 2016 Salı

Korkularımla Yüzleştim, Kaçmadan

Korkuyordum gerçeklerden, evet kaçıyordum.
Ama bir taraftan da gerçeğin ortasındaydım. 
Nereye gidebilirdim ki diye sordum kendime
Korkarak da olsa gerçek ile yüzleştim.

Ağlamak çare değil ki sen oturuyorsun öyle.
Kalk "lan" hadi güneş ol aydınlık getir tüm şehre.
Hayır yetmez diyorum dünya ağlıyor bak.
Öyleyse bir el uzat ve bir el iste.

Korkularımı aslında hep şiirlerimde sakladım.
Şiir defterimi sonra ikiye bölüp sobaya attım.
Korkularımdan arındığımı sandım ama yanıldım
Hayatın enseme attığı şamarıyla uyandım.

Asıl olan sevgiydi sadece sevmekti
Kaybedilen her şeye insan dünyaya sarılmaktı
Dertlerin içinde korkularla yüzleşmekti.
Kaçışları erteleyip geleceği aydınlatmaktı.


7 Kasım 2016 Pazartesi

Bisikletime Ne Oldu?


İki tekerlek bir tutkudur, özgürlüktür, uçmaktır yer yüzünde. Hiç bir şey yerini tutamaz bu deneyimin. İster motorlu ister motorsuz hiç bıkmaz insan. Ben de bir iki tekerlek tutkunuyum. Bisikleti daha çok severim diğerine göre çünkü daha masumdur. Ya da ben öyle zannederdim.

6 Kasım 2016 Pazar

Bu Kan Var Oldukça Hep Akacak



Sinirlerim alt üst oldu son zamanlar.
Akıllıyım diye geçinen şaklabanlar.
Nedense hep onlar kandırılırlar.
Oysa bile bile yapılan haksızlıklar.

5 Kasım 2016 Cumartesi

Bulutların Üstündeki Karanlık - 1. Bölüm - Sabaha Karşı Israrla Çalan Telefon

Bulutların Üstündeki Karanlık - Ön söz - Başlangıç


Ali çocukluğunu yaşadığı evin bahçesinde oturmuş huzuru içinde hissediyor. Çamların altındaki küçük bir çardakta çayını içip kuşların birbiri ile tartışmalarını  dinliyor. Havayı içine çekiyor sonra bir yudum çay. Ali huzurun içinde mutluluğuna mutluluk katarken hava kararıyor aniden. Gök gürültüsü ile yerinden fırlıyor. O sırada kulağına bir melodi takılıyor. Telefon diye geçiriyor içinden ve şiddetli bir gürültü ile gözlerini gerçek dünyaya çeviriyor.

4 Kasım 2016 Cuma

Zifiri Bir Gecede



Zifiri gecemin yıldızları aydınlatıyor gecemi.
Bir çınar ağacının altına eski bir kilim.
Sis var inat eder gibi o gece.
Muhabbet değiştiriyor haylaz.

3 Kasım 2016 Perşembe

Kısmen Doğru Cümleler



Zamanında çok gülerdik.
Şimdi, ölüler bile ağlıyor.
Kısmen doğru cümlelerde;
Kara haber tez yayılıyor.

2 Kasım 2016 Çarşamba

Mahkum Olduk Yanmaya



Olağan üstü hallerden sonra ne yapacağımızı bilemedik.
Yağmurlu bir akşamda üşürsün orada kal.

30 Ekim 2016 Pazar

Bulutların Üstündeki Karanlık - Ön söz - Başlangıç

Gece yürüyüşlerini oldukça seven bir adam. Bir gece her gece olduğu gibi sokakların karanlığa büründüğü bir saatte evin kapısından dışarı adımını attı. Havayı derin derin içine çekti gökyüzüne bakarak. Bahçe kapısından dışarı çıkıp karanlığa gömüldü. Rüzgarın hafiften saçlarını okşamasını hissediyor. Ağaçların bir oraya bir buraya doğru sallanırken dallarında kalan son yaprakları da uçurmasını izliyor. Rüzgarın gücünü hissediyor içinde. Havada yağacak gibi kara bulutlar başının üstünde o adamı izliyor.

Bir yıldırım sesi ile irkilen adam pişman oluyor evden çıktığına. Önce bir duruyor ve gideceği yöne bakıyor. Ani bir dönüş yapıyor ve öylece yerinde kalakalıyor gördüğü karşısında. Bir çift göz. Sadece göz. Soğuk mavi ve parlak bir göz. Acı duyuyor önce.  Sonra acının geldiği yere bakıyor ve gördüğü şey vücuduna saplanmış değişik oymalı bir bıçak. Ölümün geleceğini biliyordu fakat bu kadar erken olabileceğini tahmin etmiyordu adam. Hayatı burada artık son bulmuştu. Hiç bir şey fayda değildi. Dehşetle ölümün gözlerine o soğuk ve donuk gözlerine bakıyor kararan gözleriyle. Yere yığıldığında ise sadece karanlık...




Başlangıcı olan her şeyin bir sonu vardır diye düşündüm. Yani haliyle bir ortası da olması lazım. Giriş, gelişme ve sonuç olarak yaşamıyor muyuz hayatımızı? Doğduk, yaşıyoruz ve öleceğiz. Uzun zamandır bir fikir kafamda kök salmışken bende bir başlangıç yapayım dedim. Sonuçta başlangıç çizgisinden bir adım ileri attım. Bitiş çizgisine varır mıyım? Gelişmeyi atlarsak direk sonuca ulaşırız :). 

Devamı kısa sürede gelecektir buna emin olabilirsiniz. Fakat ne zaman gelir bilmiyorum ama başlangıcın unutulmadan gelmesi dileği ile diyorum. Herkese keyifli günler diliyorum.







29 Ekim 2016 Cumartesi

Hayata Alışma Süreci



Bunaltıcı yaz akşamlarından buz kesen kış akşamlarına geçiş var içimde.
Baharlarım yıllar önce yok oldu zaten.
Malum küresel ısınma mevzuları!

21 Ekim 2016 Cuma

Lagara Lugara

Merhabalar değerli dostlarım. Bu gece birazda olsa kasvetin ağırlığından kurtuldum. Sinirlerim yıpranmış, sağa sola sövmek istesem de içimde bilinmeyen bir mutluluk var. Bu duygularla yazıyorum bu yazıyı.

Paydos ederken bugün olanları başa sardım bir daha düşündüm. Öfkeyle baş edemeyen hemen parlayan insanlar vardı. Arkadan dedikodu yapıp kuyu kazanlar vardı. İşe girdiğim ilk günden beri benim yanımda olan beni kollayan, kaçıp gitmememe vesile olan abilerimde vardı. Herkesten uzak durmaya çalışsam da bana sürekli samimi davranıp aslında nefretini gözünden okuduğum insan hep vardı. Umurumda mı? Değil tabi ki niye öyle insanların kafamı ağrıtmasına izin vereyim. Bu aptallıktan başka bir şey değil. Neyse ben sizi daha fazla bu iş muhabbeti ile boğmak istemiyorum. Bir müzik açalım dinlerken devam edelim.





Bir yazı yayınlarken aklımda milyonlarca sorular oluyor. Acaba beğenilir mi? Yayınlamasam mı? Çok mu kötü oldu acaba? İlk başlarda böyle bir kaygılarım yoktu. Zaten ilk başta okuyucum da yoktu. Şimdi mesela 51 takip edenim var ve biraz sorumluluk yüklü omuzlarımda. Her zaman da belirttiğim gibi blog maceramın en başlarında okunsun diye bir hevesim yoktu. Sadece ben buraya kaydedeyim. Olur ya belki bir gün bir kaç kişi okur. Olmadı çocuklarım okur (50 sene sonra :D).
Ben bu tip düşünceler içindeyken bir gün paylaşma kararı verdim ve bir yazımı google+ topluluklarında paylaştım. Bir kaç yorum aldım (Düşünsene biri benim yazdığımı beğeniyor. Nasıl bir duygu bu. Nasıl bir şey. Ben yaptım ve benim yaptığım bir iş beğeniliyor. Hem de hiç tanımadığım yüzünü görmediğim bir kişi tarafından.). Bende bu topluluklardan ilgimi çeken yayınları okumaya ve ilginç konularda dilimin döndüğü aklımın yettiği kadarı ile yorumlamaya başladım. Takip ettiklerim oldu bir sonraki ve bir sonraki yazısı için. Takip edip bir sonraki yazılarını beğenmediğim için çıktığımda oldu takipten. Yazılarım okunsun gibi bir niyetim yoktu aslında ama durum böyle olunca neredeyse bütün sosyal medya sitelerinden hesaplar açtım (hiç birini kullanmadım). Çoğu yerde paylaştım aman aman tıklanma olmasa da benim için büyük sayılara ulaştı diyebilirim. Sonrasında sıkıldım artık paylaşmaktan. Şimdi çok az bir paylaşım yapıyorum ve tıklanma oranı 4/3 geriledi diyebilirim. Önemli değil ben bana gelen yorumlardan hep memnunum. Hepiniz mükemmelsiniz. Şimdi en başa dönüyorum. Şu an korkusuzca yayınlıyorum yayınlarımı. Çünkü 1 kişi bile beğense o şiiri yada yazıyı o bana yeter. Aslında bir de kendimiz içinde yazıyoruz. Kafamız dağılıyor o iş yerinin stresinden uzaklaşıp, dünyanın adaletsizliğini azda olsa görmezden gelip, tüm bencilliklerden sıyrılmış bir şekilde. 




Bir kaç konu var aslında canımı sıkan. Çok büyük olmasa da bu konu canımı sıkıyor. Sizinle alakası yok kesinlikle :). Mesela bilgisayarımda bir taraftan müzik dinlerken diğer taraftan yazı yazamıyorum. Donup duruyor kahrolası gevur yapımı. :) Zaman zaman sinirlerimin gerildiğini hissetsem de yatıştırıyorum kendimi. Klavye zaten tir tir titriyor anlatamam.. :)  Diğer bir konu ise telefonum.(Herhalde sorun kalmadı gibi. Ama 1 ay sonra hiç bir sorun kalmayacak.) Takip ettiğim o şahane insanların yazılarını şiirlerini okuyor bazen de okuyamıyorum. Okuduklarımı yorum yazıyorum bazende yazamıyorum. Bunun sebebi telefonun ani kapanmaları (Batarya aldım daha yeni sorun olmaz daha sanırım). Yazıyı okuyorum beğeniyorum. Yorum yazıyorum artık son kelime ve telefon kapanıyor. :) Bende son zamanlar yorum atmamayı tercih ettim. Eve geldiğimde de bilgisayarın yavaşlığı itici geldiği için de açmıyorum. İşte bazı akşamlar sabahtan çok ilgimi çeken ve yorum yapmalıyım dediğim yazılara hemen giriyorum ve yorumumu bırakıyorum. Lütfen yorum yapmadıklarım yanlış anlamasın. Yazının daha gerisinde de belirttiğim gibi dilim döndüğünce ve aklım yettiğince. Duygularını bir türlü karşı tarafa geçiremeyen genç bir kardeşinizim ben. 



Peki en alıcı noktaya gelelim. Ben yalnızlık meydanı altında şiirlerimi paylaşıyorum, yazılarımı yazıyorum. Hiç merak eden oldu mu? Bu "Yalnızlık Meydanı" neyin nesi diye. Bulutsuzluk Özlemi'nin  Karanlık ve Soğuk adlı bir parçasının içinden geçen bir mekan adı.  

Yalnızlık meydanında arkadaş konuşmalar
Salepçiler, kokoreççiler.
Hiç üşümez bu insanlar....
...

Çok sevdiğim şarkılardan sadece bir tanesi. Duygulanırım dinlerken. Beni çok etkilemiştir. İlk dinlediğimde hatırlıyorum bu söze başladığında tüylerim diken dikendi. 


Şimdi benimde merak ettiğim bir kaç şey var.  Sizlere sormak istiyorum;

Yazıların ve şiirlerin altındaki müzikleri dinliyor musunuz? Hoşunuza gidiyor mu ve paylaşmaya devam edeyim mi?
Yorumlarınıza verdiğim cevaplar sizce yeterli mi? Yada yorumlarınızı adam akıllı cevaplayabiliyor muyum? Eğer hayırsa kulaklarımı çekeceğim. :)
Sadece şiir mi paylaşayım yoksa ufak tefek bu şekilde yazılar paylaşarak konu dışına çıkayım mı?
Benden bir hikaye okumaya ne dersiniz peki? Olur mu benden bir hikaye yazarı? :)  

Sizin bana sormak istediğiniz sorular elbette vardır ( umarım). 

Hem sorularımın cevaplarını hem de sizin bana sormak istediğiniz soruları yorum olarak bildirirseniz sevinirim. Hepinize teşekkür ediyor. Vaktimi fazlasıyla aldın diyene de özürlerimi iletiyorum. Saçmalamaktan bir an önce vazgeçip lagara lugarayı kapatmak istiyorum. 

Hepinize keyifli günler. Saygılar.

19 Ekim 2016 Çarşamba

18 Ekim 2016 Salı

Kararmış Gece


Bak şimdi, bak bana
Kentler arası yolculuklardayım ben.
Kaç durak geçtim kendimden.
Erimiş buzu dünyanın,
Hepsi elimde avucumda.

16 Ekim 2016 Pazar

En Sevdiğim 15 Kitap | Mim "4"

Merhabalar efendim. İlk defa bir kitap etkinliğinde mimlendim. Öncelikle beni bu mime davet eden, bize her zaman daha mutlu olmamız için yazılar yazan değerli bir ablamız (Hocamız :D) Yurdagül Çelik'e teşekkürlerimi iletmek isterim.  Aslında bu mimde biraz heyecanlandım ve çaktırmayın sakın kimseye hafiften de bir korku saldı içimi :). Uzun zamandır kitap okuyamıyorum ve bunun için çabalıyorum. Daha önce okuduğum kitaplardan ben de iz bırakanlar elbetteki oldu. Bende onları size aktarayım o zaman fazla vakit kaybetmeden.




10 Ekim 2016 Pazartesi

Eskisi Gibi Olmazmış





Bu sefer ki çok farklıydı
Kara bulutların gölgesinde yapayalnız oldum
Bana iyi gelenleri önce ben kovdum.
Sonra teker teker geri istedim.

Hayat ise eskisi gibi samimi değildi bu sefer.
Neden mi?
Çünkü benim yağmurda ıslanan yüreğim hala kurumadı.
Nemi ise gözlerime dolandı....



Ve son olarak ise; "Bugün yok ki yarın olsun. Düşünme, kaybolursun."  (Şarkıdan)

9 Ekim 2016 Pazar

Hayallerim | Mim "3"




Merhabalar, yeni bir mim yazısı ile karşınızdayım. Aslında bu yayını beni mimleyen Ece Abla ve Banu Hanım'ın yazılarını okuyup ardından yazmam gerekirdi. Ama iş trafiği ve sinir harpları ile iyice yıpranan bedenim ile ruhum hep beni engelledi. Sanki biri önüme hep duvar ördü. Ama bakın şimdi buradayım. Sakinim ve iyi sayılabilecek bir durumum var.  Şimdi fazla uzatmadan sorulara dönelim yoksa ben yazdıkça yazacağım. :))





1-Hayal kurmaktan hoşlandığınız bir yer ve zaman dilimi var mı?

Sizlerin yazılarını okurken bu soru beni çok düşündürdü. Vaktimde oldu zaten bol bol. :) Sanırım şu an yok diyebilirim. Ama çocukluğuma inecek olursak bir eski ev düşünün, arkasında bir yaşlı ve eğri bir elma ağacı. Yürüyerek tırmanıyor ağaca :) En tepelerden sağlam bir dala oturup sırtımı yaslardım ağaca. Rüzgar savururdu beni sağa sola. Bir elma alırdım elime ve ben hayallere dalardım. Saatlerce bir ağaçta oturan bir çocuk düşünün. Hayalleri var ama kendinden büyük. 

2-En çok nelerin hayalini kurarsınız?

Genel olarak aklıma her şey gelir. İmkansız olanlar ve peşinden koşulacak hayaller diye ikiye ayırdım ben. İmkansız olanların hayalini kurmayı daha çok seviyorum. En çok da bu hayaller kafamda. 

3-Şimdiye kadar çok hayalinizi gerçekleştirdiniz mi?

Gitar çalabilmek. :) İmkansız gibi geliyordu bir zamanlar. Gitarım yokken ulaşılmaz bir dağın zirvesiydi sanki. Uzaktan bakardım ama yaklaşamazdım bile. Gitar edindim. Ama o ne öyle. :) Çalmak da ses çıkmıyor ses. Şimdi çok mu iyiyim? Hayır! Ama yine de çalarken kendimi mest ediyorum. En azından ses çıkartabiliyorum. 

4-Henüz gerçekleşmemiş ama ille de gerçekleşecek dediğiniz bir hayaliniz var mı ? Sakıncası yoksa anlat çabuk!

Henüz gerçekleşmemiş bir hayalim var evet ama gerçekleşmesini istemiyorum.


Bu yazıyı okuyup da bu etkinliği yapmayan herkesi mimliyorum. Neden böyle bir şey yapıyorsun diye sorarsan eğer. Uzun bir süre yoktum kim yaptı kim yapmadı bilmiyorum. Geciktiğim için ayrıca özür dilerim.




29 Eylül 2016 Perşembe

Bıktım!!!!!!!

İnsanlar neden böyle? Neden? Neden? Tamam seni anlıyorum da neden beni anlamıyorsun? Sen üzülmeyeceksin diye her seferinde ben mi üzüleyim? İstediğin ne oturayım kıçımın üstüne bok gibi bir hayatta bok gibi mi yaşayayım? Anlamıyorum bak. Cidden anlamıyorum. Daha doğrusu anlayamıyorum. Bu kadar bencillik yeter ya. En son çekip gideceğim öyle arkamdan bakacaksın. Belki gitme diyemezsin çünkü o dilini ben kapıyı kırarken yutacaksın. İnsanın üzerine bu kadar gelinmez. Ne yapayım odama kapanayım çıkmayayım. Yük mü oluyorum sana? Eğer öyleyse söyle ben giderim hayatınızdan. Gerekirse bu hayattan da giderim benim için hiç bir sorun yok bunu bil istiyorum. Şu an içimden geçenleri hiç bilmiyorsun hiç. En kötüsü de ne biliyor musun? Ben şimdi sabaha kadar gözü yaşlı bir şekilde öylece bakacağım ya boşluğa. Sabah ise hiç bir şey olmamış gibi hayata devam edeceğim. Gözümde ki yaşları görme sen. İçime akan yaşları zaten hiç görmedin bu zamana kadar. Çocukken bile yaşattığın acıları kimse yaşatmadı bana. Mesela senden başkası kafamı yastığa gömüp hıçkıra hıçkıra ağlamama sebep olmadı. Hayır madem işin yok benle. Üzüyorum ben seni o zaman s.ri çekicen gideceğim hayatından. Ama bu sefer arkamdan babamı göndermek yok tamam mı. Bu sefer harbi harbi yok olacağım. Sen yeter ki o tek kelimeyi söyle bana. Gerisi bende karışmaaaaa.........

25 Eylül 2016 Pazar

Benim Hayatım





"Aşk insanlığa verilen en ağır cezadır. Bak bende, bende senin gibi aşk acısı çekiyorum. Bende birinden hoşlanıyorum." dedi ve sustu. Bende sustum, karanlığa gömüldüm. Sonra gecem sabah, sabahım ise gecem oldu. Günler haftalar yıllar geçti. Unutmamaya yemin etmiş gibiydim ben sadece ama hep sustum. Hayalini yaşadım, hayaliyle oldum. hayaliyle öldüm. Oysa hep bir umudum olmuştu. Bekledim o yüzden yıllarca. Taki umutlarım bir bir bitene ben bitene denk.




Yıllar yıllar öncesinden başlayan bir masaldı. Sadece masal. Başı belli sonu belli olmayan bir masal. Sonu gelmemiş aklı karışmış bir masal. İlk başlarda çocuk kızı bir anlık dahi olsa görmek için her şeyi yapar. Sesini duymak için herkesi sustururdu. O konuştuğunda depremler olur, baktığında ise yangınlar çıkardı. Masal ya bu kız bunu hiç bilmezdi. Taki o ana kadar. O an tüm umutların yıkıldığı an. Yaşamın bittiği bitkisel hayata geçiş anı. Masal bu ya biri üzgün biri mutlu. Olsun... Belki geç kalınmışlıkla verilen bir ceza. Olsun... Ve tren ne zaman gitti hiç bilmiyorum...




Neyse. Şimdi kırık dökük bir hayalin içinden dünyayı izliyorum. Dünyadan ise kendimi çoktan kazımışım geri gitmeye çalışıyorum. Yaralarım iyileşir gibi ama iyileşecek gibi de değil. Sorun değil beni ben yapanda onlar bunu biliyorum. Acı çekmiyorum artık. Kanamıyorum mesela. Ağlamıyorum artık her gece. Geceleri artık uyuyabiliyorum mesela. Ama yüreğimde hala tek kişiyim ben hala. Sığınmışım oradaki yalnızlık meydanına. Tek başıma devlet yönetir olmuşum. İşte bakın yalnızlık meydanının kapılarını burada açtım. Dostlar ziyaretime geliyor arada. Bazen doluyor taşıyor ama geceleri hala tek kalıyorum...


KEYİFLİ GÜNLER GÖRMENİZ DİLEĞİ İLE...

30 Ağustos 2016 Salı

Toprak Kokusu

Yağmur sonrası bir koku yayılır etrafa "Toprak kokusu". Tazeler insanı hem ruhunu hem bedenini. Bugün yağmur yağdı mesela. Ben o kokuyu alamadım. Sıkışmış bedenim beton yığınlarına. Sadece biriken toz kokusu, egzoz kokusu ve sanayi kokusu. Anlayamadığım ise "Çimlere Basmayın" levhası.

27 Ağustos 2016 Cumartesi

Alafranga İlleti




Gündem belli manşetlerde, soykırım mı değil mi?
Sokaklarda dolaşıyor, şeyh ve müritleri
İçimize işlemiş, alafranga illeti
Edebi metinlerde, bu şehrin hikâyesi
Nasılda alıştırmış, para bütün milleti
Nasılsa alışılmış, kaygılar hep ticari

Her şey mubah her şey serbest
Hani muasır medeniyet

Gündem belli manşetlerde, soykırım iddiaları
Sokaklarda dolaşıyor, şeyh ve yandaşları
Millet uyuyor, gaflet uykusunda
Bir film oynuyor, aptal kutusunda
Millet uyuyor, hala uykuda
Masal dönüyor, aptal kutusunda

Her şey mubah her şey serbest
Bu dünya da
Hani muasır medeniyet
O da uykuda


Yazar:  Muhammet KARAKÜTÜK

24 Ağustos 2016 Çarşamba

Satır Arası | MİM "2"

Merhabalar efendim. Mimlendiğimi buradan sizlere duyuruyorum. Birde iki farklı kişi tarafından aynı gün. Ne kadar mutlu oldum tahmin bile edemezsiniz. Bu konuda beni mimleyen "IlgınDünyası" ve "Semih Keçecioğlu" na sonsuz teşekkürlerimi iletmeyi borç bilirim.  Biraz geç olsa da artık cevaplayayım insanları üzmeyeyim dedim. Bu konuda da sizden çok ama çok özür dilerim.Keyifli okumalar.

1. Nasıl blog yazmaya başladınız?

Zaman zaman yazan bir insanım. Yazmak istediğim zaman evde, işte, otobüste ve neredeyse her yerde yazmaya çalışırım. Yanlış anlaşılmasın zaman zaman :). Bu yazdıklarımı muhakkak birilerine okutuyorum. Ve okurlarım benden artık bıktıkları için blog açıp onları rahatlatıp sizi bıktırmaya karar verdim. Ve bu sayede kıdemsiz blog yazarı oldum. :)

2. Blogunda  daha önce yazmadığın bir tarzda yazmış olsan, bu ne olurdu?

Teknolojik gelişmeler, bilinmeyen bilimsel gerçekler ve sanat dallarında her konu üzerine yazmak isterdim. Ama pek başarılı olacağımı düşünmediğimden bu konulara hiç girmedim. :)

3. Bloglarda en çok okumayı sevdiğin konular nelerdir?

Makyaj ve güzellik konuları hariç her konuyu okumaya gayret gösteririm. Zaten izlediklerim bölümünde özenle seçilmiş insanlar var. Onları takip ediyorum ve başarılı buluyorum. Ama şunu da belirtmeden geçemeyeceğim. O kadar değişik tarzda yazan insanlar var ki, yazıları okunmaya doyulmuyor. Hiç bırakmasınlar onlar, hep yazsınlar.. :)

4.Hayatta en çok yapmak istediğin 3 şey nedir?

İnsanlığın bulunmadığı bir yerden 3 katlı bir ev. Huzur. Sakinlik.  3 tane oldu sanırım. :)


Umarım keyif almışsınızdır. Tekrardan teşekkür ederim.

Bende Zehra Ertuğru, uzun zamandan beri kayıp olan Bir Erkek Tavsiysi ve hepimizin ablası Ece Evren'i mimliyorum. Saygı ve sevgi ile kalın...

20 Ağustos 2016 Cumartesi

Aynı Sen?


Klasik düşünceler sapağındayım.
Aklımda, hep aynı sen.
Gökyüzüne uzanan yalnızlar durağındayım.
Yıldızlar ise çok parlak, aynı sen.

Elimde eski bir gitar.
Vururum tellerine ve bir güzel dinlerim.
O ses varya beni benden alan.
Aynı sen.

Otobüsler gelir gider.
Kimisi ise durmadan gider.
Kimiside durur ben binmem.
Seni beklerim öylece.
Çünkü karşımda gördüğüm aynı sen.

Şiirler yazarım durmadan, yorulmadan.
Sonra yırtar atarım.
Sahipsiz taşları toplarım yoldan.
Sahiplenirim onlara, koyarım baş ucuma.

Neyse ben uyuyorum artık.
Evet, biraz erken biliyorum.
Kıvrılıyorum şöyle bir köşeye.
Rüyamda gördüğüm ise aynı sen...



19 Ağustos 2016 Cuma

Müzik Önerisi | İkiye On Kala





Bazı şarkılar vardır sürekli dinler, dinler ve dinlersiniz. Dinlemekten hiç bıkmadığınız şarkılar. Dinlerken ise "aha ben" dediğiniz vakitler ise bol olur. Hadi açık sözlü olun biraz :). Bugün bir şarkı önereyim dedim sizlere. Kendimden bir parça dinlettireyim dedim. Kısacası herkes yapıyor neden ben de yapmıyorum dedim yani. :)

Şimdi uzun uzun anlatırdım size başımdan geçen her detayı ama bu detaylar sizi umarım çok sıkacaktır. Zaten ben de unuttum gibi bir şey biraz daha sabredersem başaracağım galiba. "O zaman sizi "Yazmaktan Yorulmadım ama Bir Satır da Haberin Olsaydı" şarkısı ile başbaşa bırakayım. Şarkı "İkiye On Kala" diye bir gruba aittir. Şarkı ismi biraz uzun olsa da hatta bütün şarkılarının isimleri uzun olsa da güzel müzik yapan arkadaşlar (Abiler).


18 Ağustos 2016 Perşembe

Boşluk, Sadece Boşluk



Kafam almıyor artık hiç bir şeyi. Ya ben çok aptalım ya da insanlar çok bencil. Ufak tefek şeylerden kavga gürültü eksik olmayan ülkemde yine ufak tefek şeylerden benle konuşmayan insanların sayısı kafamdaki saç teli sayısını geçmiş bulunmak ta. Umursamıyorum artık umursayamıyorum. Öyle durumlarla karşı karşıya kalıyorum ki. Arkamı dönüyorum yavaş adımlarla ilerlerken umurumda değil diyorum. Takmıyorum artık öyle insanları düşünmüyorum. Çünkü kafam almıyor...

Niye üzerler ki insanlar birbirlerini diye soruyorum kendime ama bir cevap bulamıyorum. Ya da sadece sormakla bırakıyorum öylesine. Dedim ya umursamıyorum hiç bir şeyi. Boşvermişlik mi? Bilmiyorum ama takmıyorum insanları.

Çünkü artık yaşamayı öğrendim etrafımda tek bir insan olmadan. Kimseyle de öyle konuşmak istemiyorum uzun uzun. Günümün çoğunu ise ya müzik dinleyerek ya da müzik yaparak geçiriyorum. Kafamda sözler yazıyorum bazen ve yine kafamda beste yapıp onları söylüyorum içimden. Sonra unutuyorum her şeyi ve başka bir şey yapıyorum. Alıyorum elime gitarı. Gitar çalmaya çalışıyorum. Saçma sapan anlamsız sesler çıkartıyorum. Kendimle çok güzel de geçiniyorum ve iletişim sorunu da çekmiyorum. Çünkü ben anlatıyor ben dinliyorum. "Siz güzel yazıyorsunuz.İletişimde de o kadar kötü olduğunuzu düşünmüyorum doğrusu :)"  diyen birisi ile karşılaştım bugün. Çünkü o yazdıklarımı hep kendime yazıyorum ve kendime anlatıyorum. Kendimle konuşurken hiç bir sorunum yok. Gel gelelim diğer insanlarla konuşurken çıldırma noktasına geliyorum bazen. Ama lütfen beni yanlış anlamayın. Bazı insanlar var ki etrafımda beni anlayabilen. Onlara hayranlıkla bakıyorum. Çünkü kimsenin yapamadığı bir şeyi yapıyorlar. Beni anlayabiliyorlar. Tek bir kelime etmeden gözlerimin içine bakarak ne istediğimi anlayacak insanlar var etrafımda elbette ama mesafeler uzak. O yüzden kendimi çok yalnız hissediyorum.

Yani anlayacağınız ben hayatımı bir akarsuya bıraktım. Su ne tarafa  giderse bende o tarafa gidiyorum. Hiçbir şey için ama hiç bir şey için çabalamıyorum. Ben çabaladıkça bazı insanlar bana farklı gözle bakıyorum. Bazen dışlandığımı hissediyorum. O zaman el ayak çekiyorum her şeyden. Bir yazı okumuştum ve çok beğenmiştim. Tam anlamıyla beni anlatan bir yazıydı. Onuda sizlerle paylaşarak yazımı sonlandırıyorum. İyi günlerde kalın saygılarla efendim. 




15 Ağustos 2016 Pazartesi

İnsani Düşünceler




Açgözlü  insanların zirve yaptığı bir dönemden yazıyorum bu satırları. 
Biraz inat ediyor ve sabrediyorum ama kırılmıyor da değilim. 
Suçlar ise tavan yapmış dünyanın her köşesinde. 
Köşe kapmaca oynuyorlar desem, yaptıkları o kadar masum değil.
En son düşüncelerimin arasında gelir yalnız olmak.
İntihar ile sınanan bedenler arasında yerimi alırım.
O zaman, ölümle noktalarım yalnızlığı.
Ama vazgeçecek değilim ya en sevdiklerimden.
Zaten en sonunda gerçekleşmeyecek mi bu gerçek?
Belki o zaman elim kolum bağlı yükselirim.

9 Ağustos 2016 Salı

Hatıramda ki Gizli Defter



Gerçekten seviyor muydum seni?
Ciddi anlamda merak ediyorum.
Mesela gözlerimi kapattığımda sen geliyordun ya karşıma.
Korktuğumdan mı bilinmez açardım hemen gözlerimi.

8 Ağustos 2016 Pazartesi

Biri Bizi Yönetiyor mu?

Bize hiç sorulmadı senin adın ne olsun diye. Dünyaya gözlerimizi açtığımızda ismimiz hazırdı zaten. Kim bilir ne kadar çok düşünmüşlerdir demi? Belki bir anda bu olsun denilmiş ve senin ismin o olmuştur. Giydiğimiz kıyafetleri bile onlar seçmedi mi? Nasıl büyüyeceğimiz onların elindeydi sanki. Biz doğar doğmaz ipleri eline aldılar. Çişimizi bile ne zaman yapacağımıza onlar karar verdi. Neyse Büyüdük ettik okula gittik. Biliyor musunuz? Bana hiç sen hangi dersleri görmek istiyorsun

4 Ağustos 2016 Perşembe

Vahşi Yaşam Belgeseli

   
      Dünya sakin bir hayatını sürdürüyor her zamanki gibi. Göğe uzanan ağaçların arasından gelen kuş sesleri tamamlıyor sakinliği. Az ileride karnını doyurmak için aslan avını kovalıyor. Bir taraftan ciğerlerine temiz hava giriyor. Sistem çok güzel bir şekilde oturmuş.

29 Temmuz 2016 Cuma

Yalnızlık Meydanı



Kanayan bir şehir.
Bir bütünün parçalarıyız.
Dağıldık sağa sola hayal edilmesi güç
Yaşamaya sabretmek gibi bir şey

28 Temmuz 2016 Perşembe

Karanlık ve Daha Çok Karanlık


Susuyorum!
Uzaklaşmak için buralardan.
Gidiyorum öylesine sessiz ve bitik bir aydınlığa.
Kaybolmak belki amacım.
Kendimi sahiplenmek, olabilir mi?

20 Temmuz 2016 Çarşamba

Uğultu



Kullandığım tüm cümleler yetersiz kalır şu son zamanda.
Biz kimiz? 
Neyiz? 
Neredeyiz?
Neden hep yalnızız? 
Sorularım var kendime sormaya korktuğum aslında.
Yaşamaya mecbur muyuz? Diye.

1 Temmuz 2016 Cuma

Öyle Şeyler


Girdabın tam orta yerinde duran bir adam.
Yarıştığı bir zamanlar en hakiki düşman zaman.
Sonluk cümlelerin bitik halleri gibi noktalı.
Yalın ve öz yaşar hayatı onun gibi her insan.

Zorlama elbet olur, gelir düşler ülkesinden düşünceler.
Zor olan o değildi ama yaşamda gizli önsözler.
Okuması zor biraz tecrübe gerektirdi haberler.
İzlemek kolay olsa hapsolurdu geriye kalan bir avuç insan.

29 Haziran 2016 Çarşamba

Başımız Sağ'olsun.



Gittiğim ziyaretten eve dönmek için otobüs beklerken yoldan ambulans ve polis aracı geçti. Malum Türkiye'nin durumu böyleyken içim bir cız etmedi değil... Ardından telefonuma gelen bildirim.

ATATÜRK HAVALİMANI'NDA PATLAMA: ÖLÜ VE YARALILAR VAR.
İstanbul Atatürk Havalimanı'nda art arda iki patlamanın yaşandığı iddia edildi.
Atatürk Havalimanı'nda patlama sesi duyduğunu belirten kullanıcılar, yolcuların panik halinde kaçıştıklarını belirttiler.
Atatürk Havalimanı'nda olduğunu belirten çok sayıda sosyal medya kullanıcısı, dış hatlarda iki canlı bombanın kendini patlattıklarını ve çok sayıda yaralı olduğunu belirtirken, konuya ilişkin resmi bir açıklama gelmedi.

 Bir an duraksadım. Sonuçta neredeyse yanıbaşımda olan bir hadise. Otobüsüm geldi bindim oturdum. Kafam biraz dağılsa da unuturmuş gibi olsam da yanımızdan geçen her bir ambulans hatırlattı gerçeği. Ben ise sadece geçen ambulanslara bakıyordum. Ya o aracın içinde ben olsaydım. Ya bir sevdiğim bir yakınım. :/  Kendimi gördüm o patlama alanın da sağa sola kaçışan insanlar çığlık çığlığa. Çocuk, kadın, erkek...  Herkes bir tarafa dağılmış. Belki lanet okuyorlar orada oldukları için. Ölen insanlar ve ölemeyen insanlar. Daha sonra telefonuma bir bildirim daha geldi.

Atatürk Havalimanı'nda patlama :10 şehit
Atatürk Havalimanı'nda dış hatlar terminalinin girişinde art arda patlama meydana geldi, ilk bilgilere göre 10 şehit var
Atatürk Havalimanı'nda Dış Hatlar CIP gidiş teminalinde iki ayrı noktada patlama meydana geldi. İlk bilgilere göre, iki terör örgütü üyesi, Emniyet güçlerinin kendilerinden şüphelenmesinin ardından üstlerinde bulunan 4 el bombasını X-ray cihazlarına doğru attı ve 4 ayrı patlama art arda yaşandı. Sonrasında polisler ateş açtı ve çatışma çıktı.
Öte yandan Bekir Bozdağ "1 terörist etrafa ateş açtı ve ardından kendini patlattı. İlk belirlemelere 10 şehidimiz var." dedi.
İKİ CANLI BOMBA İDDİASI!
CNN Türk'ün iddiasına göre DHMİ kaynakları iki canlı bombanın patladığını söyledi.
SAĞLIK BAKANLIĞI'NDAN AÇIKLAMA
Öte yandan Sağlık Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada 23 ambulansın olay yerinde yaralılara müdahale edildiği bildirildi.
ATATÜRK HAVALİMANI'NA ÇIKAN TÜM YOLLAR KAPATILDI
Polis telsizinden geçen bilgilere göre, havalimanına çıkan bütün yollar kapatıldı. Havalimanı da sivil araç giriş ve çıkışına kapatılırken, itfaiye ve ambulansların geçişine izin veriliyor. İçeride halen yolcular var. Polis ekipleri havalimanı çevresinde geniş güvenlik önlemleri aldı.
Görgü tanığının verdiği ilk bilgilere göre ise, ilk önce silah sesi duyuldu. Ardından bombalar art arda patladı. Ağır yaralılar var. Bakırköy Devlet Hastanesi'nin acil servisine giden yaralı sayısı 40'ı aştı.
BAŞBAKAN YILDIRIM VE İÇİŞLERİ BAKANI ALA OLAYLA İLGİLİ BİLGİ ALDI
Başbakan Binali Yıldırım, Atatürk Havalimanı dış hatlar terminalinde meydana gelen patlama hakkında, İçişleri Bakanı Efkan Ala ve İstanbul Valisi Vasip Şahin'i telefonla arayarak bilgi aldı. Yıldırım, konuyla ilgili İçişleri Bakanlığı bünyesinde kriz masası oluşturulması talimatını verdi.

 Zor günler geçiren bir ülkede yaşamaktayız. Bir ara gezi olayları vardı. Terörist ilan edilip "VATAN HAİNİ" damgasını çaktılar alınlarına. Sırf bazılarının foyası ortaya çıkmasın diye suçsuz günahsız insanların sadece özgürce yaşıyorlar diye dayak attılar. Şimdi ise asıl olan teröristler asıl olan düşman patlatıyor Ülke'nde her tarafı.

Hepimiz üzgünüz. Bugüne kadar verdiğimiz tüm şehitlerimiz için başımız sağ olsun.


Kaynak :http://gundem.me

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...